Yaşam serüvenimizde bazen rotasız rotalar çizmek kaybolmak belki kaybettiğimizi bulmak…
Bazen insanın en çok buna ihtiyacı olabiliyor..
Bedenimizi dinlendirmek için tatillere gideriz, farklı aktivitelere yöneliriz, yorgunluğumuzu atmanın yollarını ararız.
Ancak çoğu zaman unuttuğumuz bir şey vardır: Ruhumuzun da dinlenmeye ihtiyacı vardır.
Peki ruhumuzun yalnızlığını, yorgunluğunu nasıl gideririz?
Bazen hiçbir şey yapmak istemeyiz…
Bazen sadece yalnız kalmak isteriz…
Bazen de bir yerlere gitme arzusu kaplar içimizi.
Ve sonra zihnimiz bizi alır, en mutlu anımıza götürür.
Bir tatil …bir dalga sesi…kendimizle baş başa geçirdiğimiz ya da sevdiklerimizle dostlarımızla paylaşılan anılar…
“Ne kadar da mutluydum” deriz içimizden.
“Her şey ne kadar da güzeldi…”
Aslında o anlar, bizim gerçekten “anda kaldığımız” anlardı.
Mutluluğu dışarıda değil, o anın içinde var olabilmek o ortamda kendimizi doğal, içten yaşamının verdiği huzurdu belki de anılarımız.
Bugün ise hayatın telaşı içinde “ara vermek” " hele bi nefeslen" kavramını bile unutur hale geldik, durmaksızın telaşla her şeye yetişme yettirme çabası bizi yorgun düşürdü...
Oysa mesele sadece bir mola değil; mesele, yaşarken yaşamın asıl varlığı olan ruhumuzu algılamak ve anın içinde onunla birlikte kalabilmek.
Eğer bu farkındalığı hayatımıza taşıyabilirsek,
anın içindeki huzuru, dinginliği ve ruhsal şifayı yakalayabiliriz.
Çünkü bazen en uzun yolculuklar,
hiçbir yere gitmeden…
kendi içimize yaptığımız yolculuklardır.
İlhan TATAR
İletişim Uzmanı
Yorumlar