KÖŞE YAZISI

Çayıma şeker atmadım… sen geleceksin diye…

Gecenin Hikayecisi
Reklam

Çayıma şeker atmadım… sen geleceksin diye…

Akşam, her zamanki gibi yavaşça çöktü şehrin üzerine.

Pencerenin kenarında duran ince belli bardaktan yükselen buhar, odanın sessizliğine karışıyordu.

Çay tazeydi.

Ama bir eksik vardı.

Elini şekere götürdü…

Sonra durdu.

“Gelirse…” dedi içinden.

“Gelirse birlikte içeriz.”

Şekeri bırakıp bardağı avuçlarının arasına aldı.

Sıcaklığı iyi geliyordu; çünkü içi o kadar sıcak değildi artık.

Bir saat geçti. Sonra bir saat daha.

Telefon sessizdi.

Kapı çalmadı.

Ayak sesleri hiç duyulmadı.

Ama o, bir ihtimali beklemeye devam etti.

Çay soğudu. Bir an durdu…

Sonra bardağı dudaklarına götürdü.

Şekersizdi.

İçerken yüzünü buruşturmadı.

Alışır gibi içti. Sanki ilk defa değilmiş gibi…

O an fark etti: İnsan birine alıştığını sanıyor…

Aslında onun yokluğuna alışıyormuş yavaş yavaş.

Bir yudum daha aldı.

“Demek böyleymiş…” diye fısıldadı.

“Gelmemek böyle bir şeymiş.”

Masanın karşısındaki boş sandalyeye baktı.

Orası hiç dolmamış gibiydi ama aynı zamanda sanki hep boşalmış gibiydi.

Telefonu eline aldı.

Ekran karanlıktı.

Yazmadı.

Çünkü bazı cümleler vardır…

Yazsan da karşılığı yoktur.

Çay tamamen soğumuştu artık.

Ama o yine de içti.

Çünkü bazı şeyler tadı güzel olduğu için değil…

Bitmesi gerektiği için içilir.

Bardağın dibinde kalan son yuduma baktı.

İçmedi. Orada bıraktı.

“Belki,” dedi içinden, “bir gün gelir de içmek ister.”

Ama bir ses çoktan biliyordu: Bazı insanlar gelmez.

Bazı bekleyişler bitmez.

Ve bazı çaylar…

hep şekersiz içilir.

...

Sabah oldu.

Güneş doğdu ama içindeki gece dağılmadı.

Çay yine demlendi.

Alışkanlıklar, bazen duygulardan daha inatçıydı.

Bu sefer çayın karşısına yalnız oturmadı.

Bir sandalye daha çekti.

Boştu.

Ama o boşluk, bir zamanlar dolu olan bir yerdi.

“Ben buradayım” diyen bir sesin, paylaşılan bir sohbetin yeri…

Şimdi sadece sessizlik vardı.

Ve o sessizlik, her şeyden daha ağırdı.

Elini telefona götürdü.

İsimler duruyordu hâlâ.

Silmemişti.

Çünkü insan bazılarını hayatından çıkaramaz…

Sadece seslerini duyamaz olur.

“Arasam…” dedi içinden.

Sonra sustu.

Bazı insanlar aranmazdı; hatırlanmak isterdi.

Ve bazıları… çoktan unutmuştu.

Çayından bir yudum aldı.

Yine şekersiz.

Ama bu sefer tadı sadece eksik değil, derin bir yalnızlıktı.

Yavaşça fısıldadı:

“Ben sizi böyle bilmezdim…”

Sesi odada yankılandı ama kimse duymadı.

Zaten mesele de buydu.

Kimse duymuyordu.

Gözleri doldu ama ağlamadı.

Çünkü bazı acılar sessiz yaşanır.

Bardağı masaya bıraktı.

“Demek ki,” dedi yavaşça, “insan en çok tutunduğu yerden eksiliyormuş.”

...

“Çaya şeker atma,” demiştin gülerek.

“Ben gelince atarsın…”

O günden sonra hiç atmadı.

Belki bir sözü tutmaktı bu,

belki de hâlâ bitmeyen bir bekleyiş.

Ama artık anlıyordu:

Beklemek, bazen gelmeyecek birine değil, aslında çoktan geçip gitmiş bir geçmişe yapılıyordu.

...

Artık kimse için o tadı yarım bırakmayacaktı.

Evin sessizliği yeni değildi, sadece artık daha fark edilir olmuştu.

Bir zamanlar bu duvarlarda yankılanan sesleri düşündü.

Koşuşturmaları, kapı seslerini…

Tekrar bir çay koydu.

Bu sefer elini şekere götürdü.

Bir an durdu ve o eski cümle geçti zihninden:

“Çayıma şeker atmadım… sen geleceksin diye…”

Gözleri doldu.

Sessizce devam etti:

“Bekledim… gelmedin…”

Kaşığı elinde kaldı.

Ama bu sefer farklıydı.

Bu cümle artık bir umut değil, bir vedaydı.

İlk defa o şekeri bardağa attı.

Yavaşça karıştırdı.

Çayın rengi değişmedi belki ama anlamı değişti.

Derin bir nefes aldı.

“Çay,” dedi kendine, “ancak o anı paylaşacak biriyle gerçekten tatlı olur.

” Ve o an anladı; bazen o "biri", hala yanında olanlardır.

....

Çayı karıştırırken kaşığın sesi, evin içindeki sessizliği kesti.

Beklemenin ne demek olduğunu artık çok iyi biliyordu.

Başını kaldırdı, sanki karşısında birileri varmış gibi değil, kendi kalbine fısıldar gibi konuştu:

“Vakit varken kıymet bilin.

Henüz zamanınız varken çayınızı şekersiz içmeyin.

Şekeriniz; yanınızdaki eşiniz olsun,

çocuklarınız olsun.

Anneniz, babanız,

gerçek dostlarınız olsun.

Onlar varken fark edin o tadı.

Onlar size bakarken, siz de gözlerinin içine bakın.”

Sesi titremedi ama içi sızladı.

“Çünkü bir gün,” dedi, “aynı evin içinde ses kalmaz.

O sandalyeler boş kalır.

Çayı kiminle içtiğinizi hatırlarsınız ama artık uzatacak bir bardak bulamazsınız.”

Eli bardağı sıkıca kavradı.

“Ben bekledim.

Çok bekledim…

Ama insan en çok, geri gelmeyecek olanı beklerken tükenirmiş.”

Derin bir nefes aldı.

Çay sevdiklerin yanındaysa hayatın kendisiydi.

Gözlerini kapattı ve son kez, o uzun hikayeyi tek cümlede bitirdi:

“Çayıma şeker atmadım…

sen geleceksin diye…

bekledim…

gelmedin…

artık şekersiz içmiyorum çayımı.”

Not: Bu hikaye gerçek hayattan esinlenerek yazılmıştır. 

PAYLAŞ

Bu içeriği sevdiklerinizle paylaşın.

Reklam

BU MAKALE HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Gecenin Hikayecisi

Gecenin Hikayecisi

Kose Yazari

2 YAZISI VAR

Gecenin Hikayecisi, Tokat Medya bünyesinde güncel ve özgün köşe yazıları kaleme almaktadır.

YAZARIN EN ÇOK OKUNAN YAZILARI

TÜMÜ