KÖŞE YAZISI

MİLLİ BİRLİK, DEMOKRATİK MEŞRUİYET VE ŞEFFAF SÜREÇ

Kadir ÖZBİLGİN
Reklam

 

Tokat MHP İl Başkanı Sayın Mustafa İpek’in Anahtar Parti Tokat İl Teşkilatı için yaptığı açıklamasını sosyal medyadan dikkatle okudum.

Konuyla ilgili olarak Anahtar Parti Tokat İl Başkanı Sayın Ahmet Hakan Bice’ den de yaptıkları açıklamaları bana göndermesini rica ettim. Sağ olsun gönderdi.

Partilerin kendi aralarında bir siyasi rekabet içerisinde olmaları anlaşılabilir konudur. Önemli olan bu rekabetin yıkıcı değil, politik bir dili içermesi ve geliştirici olmasıdır.

Bu bağlamda MHP İl Başkanının açıklamasında Anahtar Parti Tokat İl Başkanlığını uyaran, bana göre dili açısından oldukça sert, kutuplaştırıcı ve kişiselleştirilmiş bir siyasi üslup kullanılıyor. Sayın İpek’in açıklamasında sadece politik bir eleştiri yapılmıyor, karşı tarafın meşruiyeti, kapasitesi ve niyeti de hedef alınıyor. Açıklamada kullanılan ifadeler, siyasi tartışmayı fikir düzleminden çıkarıp doğrudan aktörleri küçümseyen bir tona taşıyor. Bu tarz dil kısa vadede kendi partisinin tabanını konsolide edebilir ancak uzun vadede yerel siyasette gerilimi artırma, diyaloğu zorlaştırma ve karşı tarafı daha da sertleşmeye itme riski taşıyor.

Özellikle yerel siyaset ortamlarında bu tür açıklamalar çoğu zaman “mesaj verme” amacı taşır. Hem rakibi caydırmak hem de kendi seçmenine “güçlü duruş” göstermek için kullanılır. Ancak demokratik siyasette eleştirinin sert olması başka şeydir, muhalifi tamamen itibarsızlaştıran bir dil kullanmak başka şeydir. İkincisi, siyasi zemini daha kırılgan hale getirebilir.

Bu basın açıklamalarında kullanılan siyasi dilin dışında kalan ve tüm yurtseverler gibi benim de ilgi alanıma giren “Terörsüz Türkiye” diye adlandırılan sürece gelecek olursam…

Elbette bir devletin terörü bitirmeye çalışması başlı başına meşru bir hedeftir. Dünyada birçok ülkede silahlı çatışmaları sona erdirmek için güvenlik operasyonlarıyla birlikte siyasi, diplomatik veya müzakere temelli yöntemler de kullanılmıştır.

Ancak buradaki temel tartışma şudur: “Şiddeti bitirmek için temas/müzakere gerekir mi, yoksa bu meşruiyet kazandırır mı?” (Yaklaşan genel seçimlere hazırlık yapıldığı iddiası da gözden kaçırılmamalıdır)

Bu konuda ülkemizde iki güçlü yaklaşım vardır. Özetle söylemek gerekirse bir kesim, “kan dökülmesini bitirecekse devlet görüşme de yapabilir. Amaç silahların susmasıdır” diyor.  Diğer kesim de “binlerce insanın ölümünden sorumlu bir yapıyla pazarlık yapmak adalet duygusunu zedeler ve terörü ödüllendirir” görüşünü savunuyor.

Bu ikinci yaklaşım özellikle şehit aileleri, güvenlik hassasiyeti taşıyan kesimler ve milliyetçi çevrelerde çok güçlü bir duygusal ve etik karşılık bulmaktadır. Çünkü mesele sadece stratejik değil, aynı zamanda vicdani bir meseledir.

Öte yandan, devletlerin zaman zaman kamuoyuna açık olmayan temaslar yürüttüğü de tarihsel bir gerçekliktir. Ancak burada kritik olan nokta şeffaflık, hukukun üstünlüğü, toplumsal meşruiyet ve sürecin sonunda şiddetin gerçekten sona erip ermediğidir. Eğer süreç toplumda “ödün veriliyor” algısı oluşturursa ciddi tepki üretir. Eğer “ülkenin güvenliği için kontrollü bir çözüm aranıyor” şeklinde anlatılırsa farklı kesimlerden destek görebilir.

Dolayısıyla bu konu sadece “doğru/yanlış” ekseninde değil; etik, güvenlik, toplumsal hafıza ve siyasi sonuçlar açısından çok katmanlı bir tartışma konusudur. Bu nedenle de bu konuyu tartışmaya açanlara “aba altından sopa göstermek” doğru değildir.

Bu süreci savunan DEM gibi partiler, "Türk" kavramının Anayasadan çıkarılması, özerlik gibi taleplerde bulunuyorlar mı? Evet!  Bu Türkiye'nin ulus millet ve üniter devlet yapısını, bozmaz mı? Ülkenin bölünmesine neden olmaz mı?

Bu konu Türkiye’de çok hassas, duygusal ve Anayasal yönü güçlü bir tartışma alanıdır. Anayasa, vatandaşlık tanımı, yerel yönetimlerin yetkileri, kimlik siyaseti ve çözüm süreçleri birbirine karıştığında insanlar doğal olarak “ülke bölünür mü?” kaygısı taşıyabiliyor.

Öncelikle şunu ayırmak gerekir: Bir siyasi partinin bazı anayasal değişiklikleri veya daha güçlü yerel yönetim modellerini savunması ile doğrudan “ülkeyi bölmek istemesi” aynı şey değildir. Ancak bu tür taleplerin nasıl formüle edildiği ve toplumda nasıl algılandığı çok önemlidir.

Örneğin “Türk” kavramının anayasadaki vatandaşlık tanımından çıkarılması tartışması, bazı çevreler tarafından “etnik aidiyet” yerine kapsayıcı “vatandaşlık tanımı” olarak savunuluyor. Buna karşı çıkanlar ise bunun ortak milli kimliği zayıflatacağını ve uzun vadede toplumsal bütünlüğü aşındıracağını düşünüyor ki şahsen ben de bu düşündeyim. Yani burada temel çatışma, “kapsayıcı yurttaşlık mı, kurucu milli kimliğin korunması mı?” ekseninde yaşanıyor.

Özerklik meselesi ise daha da hassas bir konu. Dünyada çok farklı modelleri vardır elbette. Ama etnik temelli özerklik taleplerinin zamanla ayrılıkçılığı güçlendirdiği de bir gerçekliktir. Özellikle DEM’ den gelen kimi açıklamalar bu tehlikenin varlığına işaret etmektedir.

Bu yüzden Türkiye’de birçok insan, özellikle etnik temelli bir özerklik söyleminin uzun vadede ayrışmayı artırabileceğinden endişe ediyor.  Bu endişe hafife alınabilecek bir endişe değildir.  Özellikle DEM yetkililerinin söylem ve eylemleri birlikte yaşamı güçlendirmek değil, ayrı bir siyasi yapı oluşturmak üzerine yazılıyor.

Türkiye’nin resmi devlet yapısı şu anda üniter devlettir ve anayasal düzen buna dayanır. Bu yapının değişmesi çok büyük toplumsal ve siyasi tartışmalar doğurur. Dolayısıyla bu konuda insanların kaygı duyması da, daha fazla hak ve yerel yetki talep edenlerin görüş belirtmesi de demokratik siyasetin bir parçasıdır. Hele hele siyasi partiler için bir zorunluluktur.

Kritik olan, tartışmanın şiddetten uzak, hukuki zeminde ve toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmeden yürütülmesidir.

Zaman zaman açıklıyorum. Benim parti aidiyetim yok. Kişisel olarak laik, Demokratik, sosyal hukuk devleti ve ulus millet kırmızı çizgilerim.

Bu yazıyı yazmaktan amacım da, çok tartışmalı ve güvensizlik boyu ağır olan bu tartışmalı konuda farklı bakış açılarını ve olguları ayırarak değerlendirmeler yapılmasının yanlış olmadığını savunmak.

Şunu söylemek mümkün: Türkiye’de birçok insan (ben de buna dâhilim), etnik kimlik temelli siyaset yapan bazı yapıların taleplerinin yalnızca “hak ve özgürlük” meselesi olmadığını; uzun vadede ortak milli kimliği zayıflatabilecek ve ayrışmayı artırabilecek bir siyasi hedef taşıdığını düşünüyor.

Özellikle geçmişte silahlı örgütle ilişkilendirilen söylemler, hendek olayları, şiddet çağrışımları veya “özyönetim” çıkışları nedeniyle bu güvensizlik daha da büyümüştür. Bu kaygılar tamamen gerçek dışı veya irrasyonel değil; Türkiye’nin yaşadığı çatışmalı geçmişten besleniyor.

Öte yandan “Kürtlerin hangi hakları yok?” sorusu da bu tartışmanın merkezindeki sorulardan birisidir. Türkiye’de Kürt kökenli vatandaşlar siyasette, bürokraside, iş dünyasında, akademide en üst makamlara gelebiliyor. Cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, milletvekili, belediye başkanı olmuş çok sayıda Kürt kökenli isim var. Hukuken vatandaşlık hakları bakımından herkes eşit kabul ediliyor.

Eğer sorun Kürtçe üzerindeki tarihsel yasaklar ve kamusal kullanım tartışmaları, yerel yönetim yetkileri, kültürel temsil meseleleri, terörle mücadele süreçlerinde yaşanan hak ihlali iddiaları, bölgesel ekonomik eşitsizliklerse bunlar atılacak” Demokratik” adımlarla çözüme kavuşturulabilir. Meclis ne işe yarıyor?

DEM ve DEM’ in doğrultusunda düşünenler bunları gerçek sorunlar olarak görürken, çok ağırlıklı bir kesim de “bunlar terör siyaseti için kullanılan gerekçeler” diye düşünüyor.

Burada önemli bir ayrım var: Bir grubun kültürel veya siyasi talepleri olabilir; bu taleplerin meşru olup olmadığı ayrı tartışmadır. Fakat şiddet kullanımı, terörü meşrulaştırma veya silahlı baskı demokratik siyasetin dışında değerlendirilir. Türkiye’de birçok insanın sert tepki verdiği nokta da tam olarak bu bağlantı meselesidir.

Özetle “Bu talepler aslında milli birliği aşındırıyor” görüşü Türkiye’de ciddi bir toplumsal karşılığa sahip bir yaklaşımdır.

Özetle; Demokratik çözüm arayışı, “Türk kimliğini”, milli birliği, ulus devleti ve üniter yapıyı tartışmaya açmamalıdır.

 

PAYLAŞ

Bu içeriği sevdiklerinizle paylaşın.

Reklam

BU MAKALE HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Kadir ÖZBİLGİN

Kadir ÖZBİLGİN

Kose Yazari

9 YAZISI VAR

Kadir ÖZBİLGİN, Tokat Medya bünyesinde güncel ve özgün köşe yazıları kaleme almaktadır.

YAZARIN EN ÇOK OKUNAN YAZILARI

TÜMÜ