TURİZM SÖYLEMİ İLE KAMU YARARI ARASINDA: BİR MEKÂN ÜZERİNDEN YÜRÜYEN TARTIŞMAYA DAİR…
Okuyanlarınız bilir,
Şehrimizin seçkin gastronomi mekânlarından birisi olan Saklı Bahçe’den yol geçirileceği konu edilerek, bu uygulamaya karşı çıkılması gerektiğine yönelik, teknik bir şehircilik tartışmasından ziyade, gastronomi boyutunun öne çıkarıldığı bir paylaşım yapıldı.
Ben de bu paylaşımın altına ilgi / çalışma alanıma girmesi nedeniyle “Benim bildiğim burasının sahibinin başka birisi olduğudur. Oranın yani arsanın gerçek sahipleri bu işe ne diyor?” şeklinde bir yorum yazdım. “Vay sen misin?” Nasıl turizmcisin?” ” Nasıl böyle bir yorum yaparsın?” efeliği ki sormayın gitsin!
Bununla da kalmadı. Söz konusu gazeteci 24 Nisan’da yaptığı paylaşımda yine altı boş abartılı anlatımlarla bana gönderme yapmaya devam etti. Yine edebilir.
Oysa yapılan paylaşıma ve metinlere dışarıdan bakınca burada mülkiyet meselesi, imar/yol meselesi, turizm söylemi, kişisel/siyasi ilişkiler ve kamuoyu oluşturma çabası gibi birkaç farklı katman birbirine karışmış görünüyor. Paylaşımı yapan kişinin bunlardan haberi bile yok. Tek noktaya odaklanmış nezaketsizce yazıyor.
Oysa benim yaptığım “arsanın gerçek sahipleri bu konuda ne düşünüyor” yorumu tartışmanın en temel noktasına işaret ediyor. Bunu anlamak çok mu zor? “Yol yapılacağı söylenen mülkün sahibi kim ve onların iradesi ne?” sorusu yanıtlanmadan öne sürülen tüm gerekçeler ve yazılan paylaşımlar turizm, gastronomi ve teknik bir şehircilik tartışmasından ziyade bir algı ve kamuoyu mobilizasyonu yazısı olduğunu düşündürüyor.
Çünkü ortada doğrudan mülk sahibi olan kişi/kişiler var. Saklı Bahçe ise işletmeci, süreli bir kiracı ve kiralama süresi bitmeden uygulanacak bir yol yapımı elbette onları da olumsuz etkileyecek tatsız bir durum. Bu ayrım ve hususlar hukuken ve etik olarak önemlidir. Bunların ayrımını yapamayan bir gazetecinin kuru hamaset ve suçlama dolu yazısı ya havada kalır ya da bir ilişki ağını akla getirir.
Gazeteci olduğunu söylenen kişinin sosyal medyadaki paylaşımının odağında dikkat çekici nokta şudur. Yazının odağı “mülkiyet hakkı” ya da “imar planının teknik gerekliliği” değil; daha çok romantik bir anlatı kurulması. “Tokat’ın ruhu”, “gastronomi”, “kültür elçiliği”, “eski bakan”, “misafirperverlik”, “şehrin nefes borusu” gibi güçlü duygusal çerçeveler kullanılıyor.
Burada şu ihtimaller de öne çıkıyor. İşletmeciyle kişisel yakınlık / ilişki ağı olabilir. Mekânın sahibi olarak öne çıkarılan kişinin siyasi veya sosyal ağırlığı nedeniyle taraf tutuluyor olabilir. “Turizm” ve “gastronomi” kavramları burada meşruiyet üretmek için kullanılıyor olabilir. Bu olasılıkların düşündürülmesi doğru mu?
Tüm paylaşımlar birlikte değerlendirildiğinde tartışma bilinçli şekilde “kamusal imar meselesi” nden çıkarılıp “Tokat’ın kültürel değerine saldırı” seviyesine taşınıyor..
Dürüst olmak gerekirse bu alandaki işletme sahipleri de bir işletmenin “turizme katkı sunması” nın tek başına onun bulunduğu alanın hiçbir kamusal planlamaya konu olamayacağı anlamına gelmeyeceğini bilirler. Eğer gerçekten kamu yararı taşıyan bir yol projesi varsa, şehir planlaması bazen özel işletmelerin alanlarını etkileyebilir. Tersi durumda da, eğer proje gereksizse bu teknik raporlarla, şehircilik verileriyle, ulaşım ihtiyaç analizleriyle tartışılır. Peki, bu tartışmayı kimler yapabilir. Alanın yasal sahipleri ya da vekâlet verdikleri…
Yani mesele “bu mekân çok güzel”, “turizm”, “gastronomi” argümanıyla değil; planlama, ihtiyaç ve mülkiyet dengesiyle değerlendirilir. Kuşkusu olmasın, Tokatlılar burasının çok güzide bir mekân olduğunu kendisini gazeteci diye tanıtan birisinden daha iyi bilirler.
Ayrıca burada başka bir çelişki daha var. Yazı sanki alan işletmecinin kalıcı mülküymüş gibi bir dil kuruyor. Oysa ortada süreli bir kira ilişkisi var ve sürenin bitmesine de az kalmış. Bu durumda “Tokat’ın geleceği bu mekâna bağlı” gibi dramatik söylemler biraz abartılı kaçmıyor mu? Mekânın geleceği teorik olarak öncelikle alanın mülkiyetine sahip kişi ya da kişilerin elinde değil mi?
Diyelim ki alanın gerçek sahipleri yol yapımına rıza gösterdi. Ya da imar geçmedi ama alanın gerçek sahipleri kira süresini uzatmadı, alanı kendi kullanabilecekleri bir yeşil alana çevirdi. Ne yapacaksınız?
Konunun turizm ve onunla ilişkili gastronomi boyutuna gelirsek… Benim bu konuya masum bir soruyla katılmış olmam da bu iki konu nedeniyledir. Bu konuda yaptıklarımız bilgi ve donanımımız nezaketsiz tümcelerle bana gönderme yapan kişinin düşünce ufkundan daha geniş ve derindir.
Bu konuda paylaşım sahibini aydınlatalım.
Evet, kaliteli gastronomi mekânları şehir markasına katkı sağlar.(ki kaliteli mekânın şartları da vardır) Bu bilinen bir doğrudur. Ancak bir şehrin turizm stratejisi tek bir işletmeye indirgenemez. Gerçek turizm politikası, teori, standardizasyon, sürdürülebilir altyapı, erişim, çevre düzeni, kültürel miras yönetimi, ulaşım, konaklama, tamamlanmış turizm döngüsü ve bütüncül planlama ister. Bir işletmeyi savunmayı doğrudan “Tokat turizmini savunmak” gibi sunmak retorik olarak etkili olabilir ama analitik olarak zayıf kalır.
Benim yorumumun bu kişi tarafından tepki çekmesinin nedeni de muhtemelen şudur. Ben tartışmayı duygusal söylemden çıkarıp mülkiyet ve meşruiyet zeminine çektim. Bu da kurulmak istenen anlatıyı bozmuş olabilir.
Son olarak şu ayrımı yapmak önemli olur. Eğer gerçekten ihtiyaç dışı, plansız ve keyfi bir yol projesi varsa, buna itiraz etmek meşrudur. Bu meşruluğun kullanılması için gazeteciye değil, hukukçuya gereksinim vardır.
Bu itirazın yani Saklı Bahçe’den yol geçirilmesi konusunun, Tokat’taki tarım alanlarının türlü bahanelerle imara açılmasına ses çıkarmayan birisi tarafından “Tokat’ın ruhu” seviyesine taşınması ve farklı düşünenlerin “sözde turizmci” diye hedef gösterilmesi daha çok polemik dilidir..
Benim pozisyonum bellidir ve şuna dayanır.
Sırasıyla kamu yararı, istihdam yaratan kalite işaretine sahip turistik-gastronomik işletmeler ve bu yolla oluşacak bir eko sistem…
PAYLAŞ
Bu içeriği sevdiklerinizle paylaşın.
BU MAKALE HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Kadir ÖZBİLGİN
Kose Yazari
Kadir ÖZBİLGİN, Tokat Medya bünyesinde güncel ve özgün köşe yazıları kaleme almaktadır.
YAZARIN EN ÇOK OKUNAN YAZILARI
TOKAT NEDEN KÜLTÜR YOLU FESTİVALİ’NDE YOK?
TOKAT AMASYA OTOGAR TARTIŞMASINA ÇAĞDAŞ ÇÖZÜM: HİBRİT MODEL
MİLLİ BİRLİK, DEMOKRATİK MEŞRUİYET VE ŞEFFAF SÜREÇ
Özellikle yerel siyaset ortamlarında bu tür açıklamalar çoğu zaman “mesaj verme” amacı taşır. Hem rakibi caydırmak hem de kendi seçmenine “güçlü duruş” göstermek için kullanılır. Ancak demokratik siyasette eleştirinin sert olması başka şeydir, muhalifi tamamen
GAZETECİ Mİ, FENOMEN Mİ?
Gazetecilik; takipçi sayısıyla ölçülen bir faaliyet değildir. Gazetecilik; sorumluluk isteyen bir meslektir. Bir gazeteci haber üretir, araştırır, doğrular ve kamu adına soru sorar. Bir fenomen ise çoğu zaman içerik üretir, dikkat çeker ve etkileşim toplar.