ANNELİK: BİR İSMİN İÇİNE SIĞMAYAN KAHRAMANLIK
Annelik, fedakârlığın sözlükteki karşılığı değildir; fedakârlığın bizzat kendisidir.
Annelik, gerektiğinde kendi mutluluğunu evladının tebessümüne feda etmektir. Aç kalıp çocuğunu doyurmaktır. Yorulup dinlenememektir. Hastayken bile "Ben iyiyim." diyebilmektir. Kendini unutup evladını hatırlamaktır. Varlığını hiçe sayıp, çocuğunun geleceğini kendi geleceğinin önüne koyabilmektir.
Bir annenin sevgisi hesap yapmaz.
Karşılık beklemez.
Şart koşmaz.
Yalnızca verir…
Hem de ömrünün son nefesine kadar.
Bugün dünyanın en büyük üniversiteleri milyonlarca öğrenci yetiştiriyor olabilir. En güçlü laboratuvarlar, en modern teknoloji merkezleri, en görkemli kampüsler insanlara bilgi kazandırabilir. Fakat insanlığa karakter kazandıran, vicdan öğreten, merhameti yüreğe nakşeden en büyük üniversite hâlâ bir annenin dizinin dibidir.
Çünkü dünyanın en büyük akademisi anneliktir.
O üniversitenin diploması yoktur ama mezunları insanlığı değiştirir.
Orada matematikten önce adalet öğretilir.
Edebiyattan önce nezaket…
Bilimden önce merhamet…
Başarıdan önce ahlak…
İşte bu yüzden bir milletin geleceği yalnızca okullarında değil, annelerinin gönlünde şekillenir.
Çünkü ahlaklı nesilleri önce anneler yetiştirir.
Bir çocuk konuşmayı annesinden öğrenir.
Sevmeyi annesinden öğrenir.
Paylaşmayı annesinden öğrenir.
Allah korkusunu, kul hakkını, dürüstlüğü, merhameti ve vicdanı ilk kez annesinin davranışlarında görür.
Annenin sesi, çocuğun karakterine dönüşür.
Annenin duası, çocuğun kaderine eşlik eder.
Annenin gözyaşı, evladının vicdanına akar.
Bu yüzden annelik yalnızca çocuk büyütmek değildir.
İnsan yetiştirmektir.
Millet yetiştirmektir.
Medeniyet inşa etmektir.
Bugünün anneleri ise geçmişe göre çok daha ağır yüklerin altında yaşamaktadır.
Modern hayat onlardan yalnızca iyi bir anne olmalarını istemiyor.
İyi bir eş olmalarını…
İyi bir çalışan olmalarını…
İyi bir ev hanımı olmalarını…
İyi bir eğitimci…
İyi bir psikolog…
İyi bir aşçı…
İyi bir organizatör…
İyi bir arkadaş…
İyi bir rehber olmalarını bekliyor.
Bir insanın omuzlarına bu kadar sorumluluk yüklenirken çoğu zaman onun yorgunluğu görülmüyor.
Özellikle çalışan anneler…
Sabah gün doğmadan başlayan mücadeleleri gece herkes uyuduktan sonra bile bitmiyor.
İş yerinde çalışan…
Yolda düşünen…
Evde yemek yapan…
Çocuklarının ödevine yardım eden…
Yaşlı anne babasına yetişmeye çalışan…
Gece hasta çocuğunun başında sabahlayan…
Sonra ertesi sabah hiçbir şey olmamış gibi yeniden ayağa kalkabilen kadınlardır onlar.
Belki de günümüzün en fazla emeği sömürülen insanları çalışan annelerdir.
Çünkü çoğu zaman yaptıkları hiçbir iş "iş" olarak görülmez.
Fedakârlıkları görev sayılır.
Yorgunlukları sıradan kabul edilir.
Sessizlikleri ise güç sanılır.
Oysa annelik çoğu zaman görünmeyen emek demektir.
Annelik uykusuz kalmaktır.
Saatlerce uyumayı değil, bebeğinin nefesini dinlemeyi seçmektir.
Kendi dinlenmesini erteleyip evladının huzurunu öncelemektir.
Annelik, çocuğunun ateşi yükseldiğinde bütün dünyanın durmasıdır.
Onun bir damla gözyaşıyla kendi yüreğinin parçalanmasıdır.
Annelik sadece bugünü yaşamak değildir.
Yarınları bugünden görebilmektir.
Henüz kimsenin fark etmediği tehlikeyi hissedebilmektir.
Çocuğunun ses tonundan derdini anlayabilmektir.
Bakışından üzüntüsünü okuyabilmektir.
Henüz söylemediği korkularını hissedebilmektir.
Bu yüzden annelik aynı zamanda büyük bir öngörüdür.
Bir annenin sezgisi çoğu zaman yılların tecrübesinden daha güçlüdür.
Belki de bu yüzden insan, ne kadar büyürse büyüsün annesinin yanında kendini hâlâ çocuk hisseder.
Çünkü anne yalnızca doğuran değildir.
Koruyandır.
Uyandırandır.
Uyarmayı bilen kişidir.
Yol gösterendir.
Dua edendir.
Affedendir.
Bekleyendir.
Sabredendir.
Ayağa kaldırandır.
Ve en önemlisi…
Hiç vazgeçmeyendir.
Bu nedenle anneleri yalnızca "anne" diye tarif etmek büyük bir eksikliktir.
O kelimenin içinde binlerce meslek vardır.
Öğretmendir.
Doktordur.
Hemşiredir.
Psikologdur.
Aşçıdır.
Terzidir.
Şofördür.
Hakemdir.
Rehberdir.
Sığınaktır.
Limanıdır.
Dosttur.
Sırdaştır.
Koruyucu melektir.
En güvenilir omuzdur.
Ve bazen de sessizce ağlayıp kimseye belli etmeyen en güçlü yürektir.
Belki de insanlık annelerin kıymetini sadece Anneler Günü'nde değil, her gün yeniden hatırlamalıdır.
Çünkü anneler sadece çocuk doğurmaz.
Vicdan doğururlar.
Merhamet doğururlar.
İnsanlık doğururlar.
Bir milletin geleceği fabrikalarda değil, annelerin dualarında şekillenir.
Bir ülkenin en büyük serveti yer altındaki madenleri değil, evlatlarını ahlakla yetiştiren anneleridir.
Onların emeği maaşla ölçülemez.
Fedakârlığı takvimlere sığdırılamaz.
Duaları kelimelerle anlatılamaz.
Bugün dünyada hâlâ iyilik varsa…
Hâlâ vicdan varsa…
Hâlâ merhamet varsa…
Bunda en büyük pay, gecelerini gündüzlerine katan, evladının geleceği için kendi hayatını ikinci plana atan, sessiz kahramanlar olan annelerindir.
Allah, cenneti onların ayakları altına boşuna sermemiştir.
Çünkü onlar, dünyada cenneti çocuklarının yüreğine kurabilen tek insanlardır.
Ve belki de insanlığın en doğru tarifi şudur:
Bir anne yetiştirirse insan oluruz… Bir anne dua ederse ayakta kalırız… Bir anne severse dünya hâlâ yaşanacak bir yer olmaya devam eder.
Arzu ARSLAN
Sosyolog- Eğitimci- Aile Danışmanı
PAYLAŞ
Bu içeriği sevdiklerinizle paylaşın.
BU MAKALE HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Arzu ARSLAN - Sosyolog- Aile Danışmanı
Kose Yazari
Arzu ARSLAN - Sosyolog- Aile Danışmanı, Tokat Medya bünyesinde güncel ve özgün köşe yazıları kaleme almaktadır.
YAZARIN EN ÇOK OKUNAN YAZILARI
ELİNDEN GELENİ YAPTIYSAN GERİSİNİ SEYRET
muzlarınızdaki görünmez dağları indirin. Çözülmeyen düğümleri kendi vaktiyle baş başa bırakın. Derin bir nefes alın ve "Ben elimden geleni yaptım, artık gönül rahatlığıyla seyredeceğim" diyerek hayatın akışını en çok merhamet edene emanet edin. Göreceksiniz; yükünüz hafiflediğinde, içine girdiğiniz bu yolda yürümek ne kadar da güzel olacak.
HER EV BİR KIŞLA GİBİYDİ, HER YÜREK BİR CEPHE
15 Temmuz gecesinde milletin gösterdiği birlik, cesaret ve vatan sevgisini anlatan duygu yüklü bir makale. Her evin bir kışlaya dönüştüğü o tarihi gecede yaşanan fedakârlık, bağımsızlık ruhu ve şehitlerimize duyulan minnet güçlü ifadelerle anlatılıyor.
IHLAMUR KOKULU ŞEHİR :TOKAT
Tokat’ta ıhlamur sadece bir kış çayı değil, Yazmacılar Hanı’nda asırlık bir zanaatın kalbidir. Ihlamur ağacının sanatla buluştuğu kadim hikayeyi keşfedin.
ZİHİN İKNA OLUR DA KALP UNUTUR MU?
Üslubun insan ilişkilerindeki gücünü keşfedin. Doğru söz kadar doğru üslubun da kalplere dokunduğunu anlatan bu yazı; nezaket, zarafet, empati ve iletişimin önemini vurgulayarak kırmadan konuşmanın, gönül kazanmanın değerini ele alıyor.