ELİNDEN GELENİ YAPTIYSAN GERİSİNİ SEYRET
Günün sonunda eve dönüp kapıyı kapattığınızda, omuzlarınızdaki ağırlığın sadece günün yorgunluğu olmadığını bilirsiniz. İçinizde bir yerlerde, dünyadaki bütün kırık kalpleri onarma, çözülmeyen bütün düğümleri çözen o gizli kahraman olma isteği vardır. Çabalarsınız; geceyi gündüze katarak bir yara daha sarabilir miyim, bir yüzde daha tebessüm açtırabilir miyim diye koşarsınız.
Oysa insan kalbi bu kadar büyük bir yükü tek başına taşıyamayacak kadar narin, omuzları bu kadar ağır bir dünyayı sırtlayamayacak kadar zayıftır.
Bazen hayatın o telaşlı gürültüsü içinde sessiz bir ses kulağınıza fısıldar: “Her şey senin sorunun değil.”
İşte o an, insanın içindeki o suçluluk duygusu uyanır. Çünkü bizler, başkalarının gözyaşını kendi canımız gibi hissederek, her dertli başa omuz vererek büyüdük. Bir anne, bir dost, bir yoldaş olarak herkese yetişmek istedik. Ama unuttuk; insanın gerçek huzuru her şeyi kontrol edebilmesinde değil, o kontrol ipini ellerinden bırakıp Rabbine teslim edebilmesindedir.
Her kapı açılmak zorunda değildir. Bazı kapılar size kapalıdır; belki de o duvarın arkasında incineceğiniz için, belki de o yola girmeniz nasip olmadığı için... Her meseleyi çözmek, her kalbi kurtarmak da sizin vazifeniz değil. Gücünüzün bittiği, kelimelerin tükendiği, çabanızın kâfi gelmediği yerler vardır. İşte o noktada durmamak, inadına zorlamak insanın kendi ruhuna yaptığı en büyük haksızlıktır.
Kendi hayatının gemisinde kürek çekerken yorgun düşen ruhlar, başkalarının gemisini limana yanaştırmaya çalışırken fırtınanın ortasında kaybolurlar.
İşte tam da o yorulduğunuz, nefesinizin kesildiği demlerde yapabileceğiniz en güzel, en şifalı şey şudur: Olduğunuz yere çökmek, ellerinizi açmak ve içimizdeki o en samimi, en gözü yaşlı duayı fısıldamak:
“Allah’ım, ben elimden geleni yaptım. Yaşadıklarımdan çıkardığım derslerle, gücümün yettiği, dilimin döndüğü, adımın attığı kadarıyla buradayım. Gerisini sana bırakıyorum.”
Bu cümle, pes etmek değildir. Bu cümle, aczin en güzel halidir. Yükü sahibine devretmenin getirdiği o ilahi ferahlık, kalbe inen o serinliktir.
Çünkü bilirsiniz ki, sizin "buraya kadar" dediğiniz yerde merhamet sahibi olan Rabbin rahmeti başlar. Hayatı her an denetimde tutma endişesinden kurtulduğunuz an, iç odanız aydınlanır. Her şeyi bilmek, her şeyi çözmek, herkesi memnun etmek zorunda değilsiniz.
Bugün, kendinize o şefkatli dokunuşu yapın. Omuzlarınızdaki görünmez dağları indirin. Çözülmeyen düğümleri kendi vaktiyle baş başa bırakın. Derin bir nefes alın ve "Ben elimden geleni yaptım, artık gönül rahatlığıyla seyredeceğim" diyerek hayatın akışını en çok merhamet edene emanet edin. Göreceksiniz; yükünüz hafiflediğinde, içine girdiğiniz bu yolda yürümek ne kadar da güzel olacak.
PAYLAŞ
Bu içeriği sevdiklerinizle paylaşın.
BU MAKALE HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Arzu ARSLAN - Sosyolog- Aile Danışmanı
Kose Yazari
Arzu ARSLAN - Sosyolog- Aile Danışmanı, Tokat Medya bünyesinde güncel ve özgün köşe yazıları kaleme almaktadır.
YAZARIN EN ÇOK OKUNAN YAZILARI
HER EV BİR KIŞLA GİBİYDİ, HER YÜREK BİR CEPHE
15 Temmuz gecesinde milletin gösterdiği birlik, cesaret ve vatan sevgisini anlatan duygu yüklü bir makale. Her evin bir kışlaya dönüştüğü o tarihi gecede yaşanan fedakârlık, bağımsızlık ruhu ve şehitlerimize duyulan minnet güçlü ifadelerle anlatılıyor.
IHLAMUR KOKULU ŞEHİR :TOKAT
Tokat’ta ıhlamur sadece bir kış çayı değil, Yazmacılar Hanı’nda asırlık bir zanaatın kalbidir. Ihlamur ağacının sanatla buluştuğu kadim hikayeyi keşfedin.
ANNELİK: BİR İSMİN İÇİNE SIĞMAYAN KAHRAMANLIK
Annelik; fedakârlığın, sabrın, merhametin ve karşılıksız sevginin en yüce halidir. Çocuk yetiştirmenin ötesinde ahlaklı nesiller inşa eden annelerin toplumdaki eşsiz rolünü anlatan bu duygu yüklü makale, anneliğin görünmeyen emeklerinin makalesidir.
ZİHİN İKNA OLUR DA KALP UNUTUR MU?
Üslubun insan ilişkilerindeki gücünü keşfedin. Doğru söz kadar doğru üslubun da kalplere dokunduğunu anlatan bu yazı; nezaket, zarafet, empati ve iletişimin önemini vurgulayarak kırmadan konuşmanın, gönül kazanmanın değerini ele alıyor.