HER EV BİR KIŞLA GİBİYDİ, HER YÜREK BİR CEPHE
15 Temmuz gecesi, televizyon ekranlarına düşen görüntüler sadece bir darbe girişiminin haberi değil; bu toprakların derinliklerinde uyuyan kadim bir ruhun, Kurtuluş Savaşı’nın o sarsılmaz iradesinin yeniden uyandığına dair bir işaret fişeğiydi.
O gece, sanki görünmez bir emir gelmiş gibi her ev bir kışlaya, her oda bir mevziye dönüştü.
1919’da Samsun’da yakılan o bağımsızlık meşalesinin,
2016 yılında ülkenin dört bir yanındaki sokaklarda, yüreklerde nasıl yeniden alevlendiğine şahitlik ettik.
Meydanlara koşanlar, emirleri herhangi bir yerden değil; yüzyıllardır bu topraklarda özgürce nefes almanın sorumluluğunu omuzlarında hisseden vicdanlarından aldılar.
O gece sokaklara fırlayan her bir insan, vatanın bekası için birer asker gibi teyakkuzdaydı.
Bu fedakarlığın en yalın, en sarsıcı hali ise evlerimizin içindeydi.
O gece eşim, abdestini alıp namazını kıldı.
Vedalaşırken gözlerimin içine bakıp, "Çocuklar sana emanet" dediğinde zamanın durduğunu hissettim.
"Gitme" diyemedim.
Boğazıma düğümlenen o çaresizlik, yerini dakikalar içinde bambaşka bir iradeye bıraktı.
Yutkundum; sadece kendi yuvamı değil, vatanı düşündüm.
Çocukları yanıma aldım ve o meçhule giden adımların hemen ardından ben de sokağa fırladım.
Hayatım boyunca o geceki kadar korkusuz olduğum başka bir an hatırlamıyorum.
O cesaret; tarif edilemez, başka bir kaynaktan beslenen, dünyevi korkuların tamamen silindiği ilahi bir sükûnetten geliyordu.
Bir anne, evladını ardında bırakıp "vatan elden giderse evlat da gider" diyerek sokağa fırlarken, aslında Nene Hatun’un cesaretini kuşanıyordu.
O gece yan yana gelen bizler, birimizin davasını hepimizin davası bilerek, komşusunu tanımasa da kol kola giren bir kalkan oluşturduk.
Bu, herhangi bir direniş değil, topyekûn bir "varoluş" haykırışıydı.
İnsanların elinde ne bir silah ne de dünyevi bir güç vardı; sadece bayrakları ve göğüslerinde atan imanları vardı.
Sokaklarda yükselen ses, sadece bir hükümete destek çığlığı değil; bu toprakların üzerinde başka bir iradenin tahakküm kuramayacağının yeminli ilanıydı.
Kurtuluş Savaşı’nda kağnı sırtında mermi taşıyan kadınlarımızın omuzladığı o ulvi yük, o gece meydanları dolduran her bir vatandaşın omuzlarındaydı.
Duyguların en saf halini yaşadık.
Korkunun yerini cesaretin, çaresizliğin yerini ise "bir olmanın" verdiği o sarsılmaz gücün aldığı anlar...
O gece sadece bir darbe girişimi değil, bir milletin kaderini kendi elleriyle yeniden yazdığı destansı bir andı.
Bugün o meydanlarda tanklara karşı yürüyen isimsiz kahramanları düşündüğümde, Kurtuluş Savaşı’nın o çileli ama gururlu yollarında yürüyen atalarımızın yüzlerini görüyorum.
Bizler, bu mirası sadece kitaplardan okuyan bir nesil değil; o mirası yeri geldiğinde canı pahasına yaşatan bir milletin evlatlarıyız.
15 Temmuz, bu milletin "yıkılmaz" olduğunun tarih sayfalarına kazındığı, gözyaşının ve cesaretin harmanlandığı o kutlu gecedir.
Unutmayacağız; çünkü o gece, bu toprakların altında yatanların mirasına sahip çıkanların, bu topraklar üzerinde özgürce yaşama hakkını mühürlediği gündür.
O ruh, bugün de kalbimizde; yaptığımız her güzel işin, inşa ettiğimiz her geleceğin temelindeki harçtır.
Biz o gece, toprağın üstünde onursuzca bir ömür sürmektense, göğsümüzü siper edip toprağın altında onurumuzla, bir vatan borcuyla yatmayı evladın, eşin ve istikbalin üzerinde tuttuk.
Çünkü biliyorduk ki; namusun ve bağımsızlığın olmadığı bir toprak, sadece bir mezar yeridir.
O gece, dirilişin ve cesaretin destanını yazan bu millet, onursuz bir hayata karşı kendi kaderini, kendi kanıyla ve gözyaşıyla yeniden seçti.
Bugün, o karanlık geceyi aydınlığa kavuşturmak uğruna canlarını feda eden tüm 15 Temmuz şehitlerimize sonsuz rahmet, bedenlerini bir siper gibi öne süren kahraman gazilerimize ise derin şükranlarımızı sunuyoruz.
Bu toprakları bize vatan kılan Malazgirt’ten Çanakkale’ye, Kurtuluş Savaşı’ndan 15 Temmuz’a kadar, ay yıldızlı bayrağımızın gölgesinde huzurla yatan tüm şehitlerimizi ve bu vatanın bekası için tereddüt etmeden öne atılan tüm gazilerimizi minnetle, dualarla ve hasretle anıyoruz.
Onların uğruna can verdikleri bu aziz vatan, emanetleri başımızın tacıdır.
PAYLAŞ
Bu içeriği sevdiklerinizle paylaşın.
BU MAKALE HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Arzu ARSLAN - Sosyolog- Aile Danışmanı
Kose Yazari
Arzu ARSLAN - Sosyolog- Aile Danışmanı, Tokat Medya bünyesinde güncel ve özgün köşe yazıları kaleme almaktadır.
YAZARIN EN ÇOK OKUNAN YAZILARI
ELİNDEN GELENİ YAPTIYSAN GERİSİNİ SEYRET
muzlarınızdaki görünmez dağları indirin. Çözülmeyen düğümleri kendi vaktiyle baş başa bırakın. Derin bir nefes alın ve "Ben elimden geleni yaptım, artık gönül rahatlığıyla seyredeceğim" diyerek hayatın akışını en çok merhamet edene emanet edin. Göreceksiniz; yükünüz hafiflediğinde, içine girdiğiniz bu yolda yürümek ne kadar da güzel olacak.
IHLAMUR KOKULU ŞEHİR :TOKAT
Tokat’ta ıhlamur sadece bir kış çayı değil, Yazmacılar Hanı’nda asırlık bir zanaatın kalbidir. Ihlamur ağacının sanatla buluştuğu kadim hikayeyi keşfedin.
ANNELİK: BİR İSMİN İÇİNE SIĞMAYAN KAHRAMANLIK
Annelik; fedakârlığın, sabrın, merhametin ve karşılıksız sevginin en yüce halidir. Çocuk yetiştirmenin ötesinde ahlaklı nesiller inşa eden annelerin toplumdaki eşsiz rolünü anlatan bu duygu yüklü makale, anneliğin görünmeyen emeklerinin makalesidir.
ZİHİN İKNA OLUR DA KALP UNUTUR MU?
Üslubun insan ilişkilerindeki gücünü keşfedin. Doğru söz kadar doğru üslubun da kalplere dokunduğunu anlatan bu yazı; nezaket, zarafet, empati ve iletişimin önemini vurgulayarak kırmadan konuşmanın, gönül kazanmanın değerini ele alıyor.