BİR HARFİN KÖLESİNDEN, ÖĞRETMENİNE SİLAH ÇEKENE: NE ARA BÖYLE OLDUK?
Bugün kalbimde tarif edilemez bir ağırlık, zihnimde ise tek bir soru var: Biz ne ara bu hale geldik?
Daha dün gibi hatırlıyoruz; annelerimiz, babalarımız bizi okula teslim ederken öğretmenin elini öptürür, o meşhur ve sarsılmaz güvenin mühürlü cümlesini kurardı:
"Eti senin kemiği benim hocam" Bu ifade sadece bir teslimiyet değil, öğretmene verilen kutsal bir yetki ve sonsuz bir saygının nişanesiydi. Bizler, "Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum" diyen Hz. Ali’nin bu eşsiz vefasını rehber edinmiş, öğretmene hürmeti imandan sayan bir medeniyetin evlatlarıydık.
Peki, ne değişti de o kölelik derecesindeki saygı yerini öfkeye, o vefa yerini şiddete bıraktı?
Özgüven mi, Sınırsızlık mı?
Bu toplumsal çürümenin ardındaki en büyük sancı, modern ebeveynlik tutumlarımızda saklı. Çocuklarımıza "özgüven" vereceğiz derken, onlara kural tanımaz bir benmerkezcilik aşıladık. Her istediği anında yapılan, hiçbir engelle karşılaşmayan ve her eylemi "özgürlük" kılıfıyla meşrulaştırılan çocuklar; kendilerini her türlü hakka sahip, başkalarını ise bu haklara hizmet etmekle yükümlü görmeye başladılar. Kendi evladına "hayır" diyemeyen ebeveynlerin yarattığı bu boşluk, öğretmeni bir rehber değil "engel" olarak gören bir nesil doğurdu. Unutulmamalıdır ki; sınırlarını bilmeyen bir çocuğun özgüveni, toplumu yaralayan bir silaha dönüşür.
Kalbi İhmal Edilen Eğitim ve Dijital Gürültü!
Biz çocuklarımıza en iyi okullarda en iyi matematiği, en iyi yabancı dili öğrettik ama "merhamet" denen o en yüce dersi müfredattan çıkardık. Zekâyı eğitip de ahlâkı ihmal ettiğimizde, o zekânın sadece soğuk bir silaha dönüşebileceğini unuttuk.
Üstelik çocuklarımızı sadece evde değil, avucumuzun içindeki o küçük ekranlarda da kaybettik.
Şiddetin kutsandığı, zorbalığın "güç" olarak pazarlandığı sanal dünyalarda, çocuklarımız gerçekle caniliği birbirine karıştırır oldu.
Öğretmenin kürsüsü, sosyal medyanın gürültüsü karşısında ne yazık ki sessizleşti.
Emek Kutsallığını Yitirince...
Eskiden bir kaleme, bir deftere, bir harfe emek verilir, o emeğe hürmet edilirdi.
Şimdi her şeye tek tıkla ulaşan, hiçbir şey için ter dökmeyen bir nesil, emeğin kutsallığını da unuttu.
Emek verilmeyen yerde saygı, saygı olmayan yerde ise hayat yeşermez. Öğretmeni bir "hizmet sağlayıcı", okulu ise sadece "not alınan bir bina" olarak görmeye başladığımız gün, aslında çocuklarımızın geleceğinden çaldık.
Nerede Hata Yaptık?
Biz; öğretmeni için ayağa kalkan, onun bir bakışından edep eden bir milletin mirasçılarıyız. Eğer bugün bir öğretmen sınıfında can veriyorsa, durup düşünmemiz gerekir.
Çocuklarımızı sadece meslek sahibi olmaya değil, önce "insan" kalmaya ve haddini bilmeye teşvik etmeliyiz. Silahın ve öfkenin değil; kalemin, kitabın ve nezaketin gücünü yeniden hatırlatmalıyız.
Öğretmeni korumak, sadece bir mesleği değil, bir milletin aklını ve vicdanını korumaktır.
Bir harf için kırk yıl köle olmayı göze alan bir medeniyetten, öğretmenine kurşun sıkan bir topluma dönüşmek, hepimizin en ağır mağlubiyetidir.
Başımız sağ olsun, kalbimizdeki bu yara dersimiz olsun.
PAYLAŞ
Bu içeriği sevdiklerinizle paylaşın.
BU MAKALE HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Arzu ARSLAN - Sosyolog- Aile Danışmanı
Kose Yazari
Arzu ARSLAN - Sosyolog- Aile Danışmanı, Tokat Medya bünyesinde güncel ve özgün köşe yazıları kaleme almaktadır.
YAZARIN EN ÇOK OKUNAN YAZILARI
ELİNDEN GELENİ YAPTIYSAN GERİSİNİ SEYRET
muzlarınızdaki görünmez dağları indirin. Çözülmeyen düğümleri kendi vaktiyle baş başa bırakın. Derin bir nefes alın ve "Ben elimden geleni yaptım, artık gönül rahatlığıyla seyredeceğim" diyerek hayatın akışını en çok merhamet edene emanet edin. Göreceksiniz; yükünüz hafiflediğinde, içine girdiğiniz bu yolda yürümek ne kadar da güzel olacak.
HER EV BİR KIŞLA GİBİYDİ, HER YÜREK BİR CEPHE
15 Temmuz gecesinde milletin gösterdiği birlik, cesaret ve vatan sevgisini anlatan duygu yüklü bir makale. Her evin bir kışlaya dönüştüğü o tarihi gecede yaşanan fedakârlık, bağımsızlık ruhu ve şehitlerimize duyulan minnet güçlü ifadelerle anlatılıyor.
IHLAMUR KOKULU ŞEHİR :TOKAT
Tokat’ta ıhlamur sadece bir kış çayı değil, Yazmacılar Hanı’nda asırlık bir zanaatın kalbidir. Ihlamur ağacının sanatla buluştuğu kadim hikayeyi keşfedin.
ANNELİK: BİR İSMİN İÇİNE SIĞMAYAN KAHRAMANLIK
Annelik; fedakârlığın, sabrın, merhametin ve karşılıksız sevginin en yüce halidir. Çocuk yetiştirmenin ötesinde ahlaklı nesiller inşa eden annelerin toplumdaki eşsiz rolünü anlatan bu duygu yüklü makale, anneliğin görünmeyen emeklerinin makalesidir.