KÖŞE YAZISI

Biraz Sıhhat, Biraz Hatırat, Biraz Nasihat: Göbek Fıtığı

Prof. Dr. Atilla Şenaylı
Reklam

Merhaba Sevgili Okurlar.

Suyun bereket getirmesi dileğimin yanında fazlasının en az oranda zayiat ile etki etmesini Allah’tan niyaz ederek, etkilenen şehir ve vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyerek konumuza başlayalım.

Otuz yılı aşkın süredir çocuk cerrahıyım. Her gün poliklinikte karşılaştığımız en sık sorulardan biri de “Hocam, çocuğun göbeğinde şişlik var, ne yapacağız?” oluyor.

 Göbek fıtığı (tıptaki adı; umbilikal herni) aslında bebeklerde çok yaygın, masum ve genellikle kendiliğinden düzelen bir durumdur. Ama o şişip inen görüntü aileleri büyük bir sorun olduğu kanaatine iter. İşte bu yazıda hem konuyu biraz tıbbi açıdan anlatmak hem de mesleğim boyunca yaşadığım birkaç anı ve görüşümü paylaşmak istedim.

Normal bir göbek yapısında, göbek deliğinin bulunduğu cildin altında kas ve bağ dokusundan oluşan bir tabakanın duvar gibi orada durması gerekiyor. Ancak tıbbın çok da sebebini açıklayamadığı bir nedenden dolayı, bazen bu kısım tabaka oluşturmasını tamamlamaz ve halka şeklinde bir açıklık kalır. İşte bu durumda göbek fıtığı oluşur.

Özellikle erken doğan veya düşük doğum ağırlıklı bebeklerde daha sık görülür. Normal zamanında doğanlarda da olabilmektedir.

 Bebeğin ağladığı, öksürdüğü ya da ıkındığı zaman göbekte yumuşak, yuvarlak bir şişlik belirir. Genellikle ağrısızdır, basit parmak itişleri ile kolayca karın içeri itilebilmektedir. İtme hareketi bırakıldığında, doğal olarak bu şişlik tekrar belirir.

Karın içinde bulunan dokuların (bir kısmı ince bağırsakların) fıtık alanından dışarı doğru hareket etmesi şişkinliği yapar. İnce bağırsaklar bu şekilde hareket ettiğinde de ailelerin en çok endişelendiği konu “fıtık boğulması” konusu gündeme gelir. Göbek fıtığı boğulması çok nadirdir.

Meslek hayatımda zamanla geliştirdiğim bir aile bilgilendirme yöntemi tam bu noktada geliyor. Şöyle ki aileler nadir diye ifade ettiğimiz tanımlamayı, haklı olarak, akıllarında canlandıramıyorlar. Fakat şu cümle çok etkili oluyor: “30 yıldır bu mesleği yapıyorum, ben hiç görmedim.” Tabii kullandığım yıl rakamı arttıkça ailelerin konuyu anlaması zamanla daha güçlendi.

Çoğu vakada 2-4 yaş arasında fıtık kendiliğinden kapanır. Bu yüzden acele etmeyiz. Aileye “sabırlı olalım, takip edelim” deriz. İşte burada da çoğunlukla başka bir sorun oluşuyor. Hani, önceki yazılarımızda ifade ettik ya “acele etmeyelim, usullere uyalım…”. Aileler istiyor ki bebek bir an önce iyi olsun. Bu durumda biz hekimlere düşen aileyi de içine katarak durumu ele almak oluyor.

Ne yapıyorum?

Şöyle diyorum: “Tamam, haklısın, ancak bu durumdaki çocukların %99’u zamanla kendi iyileşiyor, hal böyle iken bebeği ameliyat mı edelim?” Kıyaslama eklenince çoğunda etkili oluyor (etkili olmayan vardır diye tahmin ediyorum, tıpta hiçbir şey %100 değil ki).

Gelelim naçizane bir nasihate. Bebeği güzelce muayene edip uygun şekilde bilgi vermeden bırakmam, tane tane ve anlaşılır şekilde anlatırım ve hatta “sorunuz varsa cevaplayayım” derim.

 Bu yüzden çok yavaş muayene yapıyorsun diye az sorun yaşamadım ya neyse. Bu başka bir konu.

 En kötüsü, her şey tamam olduktan sonra “Hocam, bir de annemi, babamı, kayınpederimi, vesaire kişiyi çağırayım da ona anlat denmesin mi?”. Kaynar sular baştan aşağıya oluyor bu durumda tabii. Bu tutumun zorlayıcı olduğunu takdir edersiniz.

            “Ameliyat ne zaman?” sorusunun cevabı, bu hasta grubunda 4 yaşından sonra iyileşmezse yani şişlik inmezse, şeklindedir.

Burada da bir parantez açalım. İnternete bakmakta sorun yok, evlatlarımız için tabii ki en iyi koşulları araştıracağız.  Ancak birçok bilimsel çalışmada bulunmuş ve branşımla ilgili her konuyu bilen bir olarak diyorum ki, her konunun birbirine ters yaklaşım önerileri vardır.

Bu niye böyle oluyor?

 Çünkü Allah-u Teala Ademoğlu’nu o kadar kapsamlı yaratmış ki herhangi bir koşulda gözle görülmeyen en ufak bir değişiklik yapsan sonuç değişebiliyor. Bu nedenle tedavide ortaya çıkan yol da beklenen iyileşme sonucunu verebiliyor. Sonuçta, bu yüzden, “İnternette bilgi olması o bilginin çocuğunuza tam uygun bir bilgi olduğu anlamına gelmiyor.” Çocuklarımızın kendilerine özgün durumları olduğunu hatırlamalıyız.

Bir de para bağlama konusu vardır. Göbek fıtığı iyileşmesi için şişkinlik olmasın diye göbeğin üstüne para konulup yapıştırılır.  Bu konu özellikle yaygın olarak bilinen bir bilgi olsa da göbek fıtığında iyileşmenin özünü oluşturan bebeğin büyümesi yani boy ve kilosunun artmasıdır. O yüzden para bağlama oluşan şişliği engeller evet ama peki para bağladığımız için mi iyileşti? Ya da bebek büyüdüğü için mi iyileşti? Her ikisi de taraftar bulunur, sonuçta bebek iyileşmiştir. Dediğimiz gibi, internette bu konu ile de alakalı çelişki bulabilirsiniz. Para bağlatmadığım hastalarım, ameliyat noktasına gelenler hariç iyileşmişlerdir, para bağlama gereksiz bir işlemdir.

Özetle,

Sevgili okurlar, göbek fıtığı korkulacak bir şey değildir. Sabır, doktor takibi ve doğru bilgiyle pek çoğu kendiliğinden düzelir. Ama kapanmazsa da modern cerrahiyle çok kolay ve güvenli şekilde çözülür. Son zamanlarda kasıkta fıtığı olan çocuklara “kapalı cerrahi-laparoskopi” işlemi yapılırken göbek fıtığı da aynı zamanda onarılıyor diyelim, kapatalım.

Sağlıcakla kalın.

PAYLAŞ

Bu içeriği sevdiklerinizle paylaşın.

Reklam

BU MAKALE HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Prof. Dr. Atilla Şenaylı

Prof. Dr. Atilla Şenaylı

Kose Yazari

11 YAZISI VAR

Prof. Dr. Atilla Şenaylı, Tokat Medya bünyesinde güncel ve özgün köşe yazıları kaleme almaktadır.

YAZARIN EN ÇOK OKUNAN YAZILARI

TÜMÜ