Farkındalık
Bir buçuk ay önce Ankara’nın bilindik bir semtinde kaldırımda yürürken düştü ve ayağını burktu. İstanbul’da öğrencilere vermesi gereken eğitime gidemedi, katılamadı. Eğitim az kalsın yapılamıyordu, eğitimcilikte etkin olduğu için yerine birini bulmaları zor oldu. Neyse ki bir organizasyon yenilenmesi ile öğrenciler eğitimlerini aldılar. Burkulma etkisine karşı verilen ilaç midesine dokundu, ilaca devam edemedi. Sıkıntılar, elastik bandajlar ve bir kısımda daha masraflar…
Ayağı atelde 10 gün geçti. Sonrasında şimdi daha iyi ve hâlen hareket kısıtlığı var.
Kimden bahsediyorum. Eşimden.
“Kaldırımdan düşüp ayağını burkmuş. Kardeşim önüne baksaydı ya”. Denilesi geliyor değil mi?
İşte konumuz da tam bu noktada başlıyor. Kaldırımda şöyle rahat rahat yürümek, düşme-takılma olmadan yürümek bizlere reva değil mi?
Kaldırımda düştüğü yeri sonradan gördüm. Eğri büğrü bir yer. Sonra kaldırımın devamına gerisine, ilerisine baktım. Aynı eğri-büğrülük, aynı bozukluk. Ek olarak, park edilmiş araçlar, moloz yığınları cabası. Ağaçlar ıslah edilmemiş, dallar göze hücum ediyor. Daracık olan kaldırımda karşıdan gelenle kim yola inecek yarışması da oluşuyor kendiliğinden.
Karşı kaldırım farksız.
Başka sokaklar, aynı.
Diğer semtler, düz yürümeye yasaklı.
Türkiye’nin normalini anlatıyorum, değil mi? Normal değil işte bu kardeşim. Avrupa’da birçok şehirde dolaştım. Yürümeyi severim. Bazen yurtdışına iken defalarca kaybolmak pahasına bir günde 6 saat yürüyüş yaptığım olmuştur. Londra, Prag, Viyana, Düseldorf, Berlin, Graz, Brüksel, Valetta, Zürih…vsr.
Hiçbirinde önümüze bakmadık ne ben ve ne de eşim. Hiç de paldır küldür düşmedik. Almanya’nın güneyinde küçük bir şehirde ayağım bir çıkıntıya çarpığında ne kadar şaşırdığımı hatırlıyorum.
Burası Türkiye, böyle gelmiş böyle mi gider. Bence gitmez efendim. Türkiye’de de birçok ilimizi ziyaret ettim. Ağrı’dan Edirne’ye. Ordu’dan Adıyaman’a. Manisa organize sanayideki çevre düzenlemesine hayran oldum. Dolaşırken çok keyif aldım. Çevre ile ilgilenebildim. Fotoğraflar çekebildim ve hiçbir şeye takılmadım, çok mutlu oldum.
Yani, diyorum ki biz daha iyisini yaparız. Biz daha insancılız. Biz Müslümanız. Biz kolaylaştırırız, zorlaştırmayız. Ülkemizin en ücra köşesindeki insanımızın sağlığı hepimiz için önemlidir, ayak-bacak kırılmasını, burkulmasını istemeyiz. Ona bir şey olursa biz vah ederiz. Birbirimizin ruhunu kollarız, bunaltmayız. Gözü, gönlü rahatsız edecek şeylere eyvallah demeyiz. Ortalığı sesle, çöple, molozla yığıntı ile kirletmeyiz. Birbirimizin yoluna taş, çamur, toprak döküp daraltmayız.
Evet. Şu anda belki farkında değiliz ama ülkemizde pek çok yapılan şeyler maalesef sağlığımız düşünülmeden yapılıyor. Beden sağlığımız, göz sağlığımız, , kulak sağlığımız, akıl sağlığımıza, gönül sağlığımız, iş sağlığımıza dikkat etmeyen o kadar çok şey var ki bunlarla ilgili gözlemlerimi ileriki safhalarda yazmak isterim, şimdilik kaldırımlar yeterli bir somut örnek.
Farkında olmak, bilmek gerekli. Kaldırım devlet kurumlarının işi ama devlet kurumlarındaki insanlar da bizleriz. Yani Devlet, bir anlamda, bizleriz. Hepimiz farkında olup en güzelini, en kalitesini, en sağlıklısını, ellerimizdeki imkanlarla en kolaylaştırıcısı yapalım. Kendimizi de hiç de küçük görmeyelim. Bugün yapacağımız küçükmüş gibi görünen ama çok güzel bir davranış, hoş bir iş emin olalım ki toplumumuzun binasına eklenmiş sağlam bir tuğla olmuştur. Hele bir de Devletimizi emanet almışsak çok daha fazlası olmuştur.
Kimse görmüyor demeyelim, Gören, Bilen bizim halimize Tanık olan gerekli değeri muhakkak takdir edecektir.
Kimseyi üzmeden, kendimizin de üzülmesine müsaade etmeden devam edelim. Bir hayat yaşıyoruz, en güzel şekilde yaşayalım. Farkında olmazsak, çalakalem yaşarsak varlığımızı sorgulayacaklara ne cevap verebiliriz ki.
Her şey bize bağlı.
PAYLAŞ
Bu içeriği sevdiklerinizle paylaşın.
BU MAKALE HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Prof. Dr. Atilla Şenaylı
Kose Yazari
Prof. Dr. Atilla Şenaylı, Tokat Medya bünyesinde güncel ve özgün köşe yazıları kaleme almaktadır.