Olmaya Devlet Cihanda…..
Sözün sahibini rahmetle yad edelim, Kanuni Sultan Süleyman’ı. Bir de böyle başlayınca bizlere bu mısraları çağın gereçleri içinde gündem yapan rahmetli Barış Manço’yu da anıyorum.
Çok güzel özetlenmiş.
Hep böyle diyoruz da sürekli hastalık tedavisine yatırım yapıyoruz. Sebeplerini yazacağın.
Geçen yıl toplamda bir milyarın üzerinde muayene yapıldı Türkiye’mizde. Seksen üç milyon nüfusumuz var. Muhacir kardeşlerimizi, sağlık turizm için yapılan muayeneleri de adet olarak eklersek diyelim 90 milyon olsun.
Böyle zorlama toplamalarla bile nihayetinde tüm vatandaşlarımız ayda en az bir defa muayene olmuş gibi anlamı çıkıyor.
Değerli okurlarımızın belki yarısı diyecek ki ben yıllardır hastane yüzü görmedim. Peki bu rakam nasıl oluşuyor?
Sağlık Bakanlığı’nın her yıl yayınladığı bir sağlık istatistikleri kitabı var. Bu kitap 550-700 sayfa kadar tutuyor. Bu kitapta yıllık veriler oluyor ancak detay içermiyor (en azından benim olması gerektiğini düşündüğüm miktarda yok). Ayrıca bazı verilerin güvenilmez olduğu bizzat gözlerimle gördüm (rapor ettim, olumsuz tepki aldım).
Bu yüzden senelerin tecrübesine binaen yazacağım. Bu kadar hasta muayenesi en fazla nüfusumuzun yarısının talebi ile gerçekleşiyordur. Yani en fazla 40 milyon vatandaşın talebi bu kadar sayıda muayene olduğunu düşünüyorum.
İyi de neden bu kadar muayene? Akla iki sebep geliyor: Önlenebilir hastalıklara sık yakalanma ve kronik hastalıklar.
Her ne kadar bu hastalıkların ayrıntılı dağılımı bulunamasa da (çünkü Sağlık Bakanlığı tanı kodlamaları çoğunlukla genel ifade içermektedir, halbuki genel tanımlamaların altında birçok hastalık vardır ve bu alt başlıklarda çok sayıda hasta kümeleşebilmektedir.) genel olarak böyledir diyebiliriz.
Bazı belirsizlikler var, evet ama vatandaş olarak biz ne yapabiliriz?
Hastalıktan iyileşmeye değil sağlıklı kalmaya odaklanmalıyız ve sağlıklı olmak için gerekli bilgi ve becerileri edinmeliyiz.
Görünen manzarada bizler hastalıkları tedavi etmeye odaklanıyoruz maalesef. Bunu sadece sağlık çalışanları olarak değil vatandaş olarak bizler de yapıyoruz. Sanki sağlık değil hastalık önemliymiş ,öndeymiş gibi bir anlam yüklüyoruz hayatımıza. Bu nedenle de gün geçmiyor ki tuhaf tedavi yöntemlerini tanıtan birileri kendini gösteriveriyor.
Nedir önlenebilir hastalıklar?
Vatandaş olarak bizlerin tedbir alabileceğimiz hastalıklardır. Yani, şöyle baştan aşağı sayarsak;
-Göz,kulak, boğaz,geniz iltihapları
-Kafa travmaları
-Boğaza cisim kaçırmalar
-Yakıcı temizlik ürünü içmeler
-Zatüre
-Akciğer travmaları
-Akciğer hastalıklarının hemen hepsi, akciğer kanserleri
-Kalp hastalıklarının önemli kısmı(kalp krizi dahil)
-Mide reflüsü
-Karaciğer yağlanması,safra taşı,pankreas iltihapları
-Böbrek taşları,idrar iltihapları,böbrek hastalıkları
-Karın travmaları
-İshal,kabızlık
-Vücut yaralanmaları(düşme,çarpma,boğulma,yanık)
-Gelişme gerilikleri
-Aşırı kilo, obezite
-Kemik erimeleri
-Kadın hastalıklarının çoğu
-Kanserlerin önemli bir kısmı
-Parazit hastalıkları
-Çoğu ruhsal hastalıklar
-Bağımlılıklar
-Zehirlenmeler
Listeye eklemediğim vardır elbette. Ancak bu listeye bile baktığımızda hastaneye gidenlerin %80 veya daha fazlasının aslında hastaneye ihtiyaç duymayabileceğini anlıyoruz.
İyi de insanız, hastalanıyoruz. Tabii ki o zaman hastanelerimizden yardım alacağız, ama ne kadar az olursa kronik hastalığı olan hastalarımıza hastanelerimizin imkanlarını en geniş şekilde kullanmak için o kadar zaman ve kalite artışı vermiş olmaz mıyız?
Mesela; diyabet, epilepsi, serebral palsi, SMA, epilepsi, otizm, doğumsal çocuk hastalığı gibi sadece tedavi değil aynı zamanda fiziksel ve ruhsal rehabilitasyon ihtiyacı olan kardeşlerimize daha fazla zaman ve kaliteli hizmet sunumu ayırsak, devletin bu vatandaşlarımızın hizmetine daha çok eğilebilmesine, daha çok bütçe ayırmasına vesile olsak daha iyi olmaz mı?
Tabii olarak sağlığımızın daha iyi olması için devletimize de görev düşüyor.
- Öncelikle aile hekimliği ve okul sağlık hizmetleri güçlendirilmeli.
-Erken tarama programları yaygınlaştırılmalı; örneğin obezite ve astım riski olan çocuklar erken tespit edilip takip edilmeli.
-Kronik hastalık yönetim merkezleri, multidisipliner ekipler (doktor, diyetisyen, psikolog, hemşire) ile çocuklara bütüncül yaklaşım sunmalı.
-Herkese ve her fırsatta ama iş olsun diye değil samimi ve bıktırıcı olmayan eğitim verilmeli:
-Sık hastaneye gidişlerin sebepleri araştırılmalı (Bir keresinde 3 yaşında bir çocuğun 135 kez hastaneye geldiğini ve hiçbir kronik hastalığı olmadığını tespit etmiştim)
Küçük önlemlerle büyük acıları engelleyebiliriz. Biz istersek olur.
Saygılarımı sunarım.
PAYLAŞ
Bu içeriği sevdiklerinizle paylaşın.
BU MAKALE HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Prof. Dr. Atilla Şenaylı
Kose Yazari
Prof. Dr. Atilla Şenaylı, Tokat Medya bünyesinde güncel ve özgün köşe yazıları kaleme almaktadır.