Hayatı Tek Bir Camdan Bakarak Iskalamak
Geçtiğimiz haftalarda hayatımızın direksiyonuna geçmekten ve seçimlerimizin bizi nasıl inşa ettiğinden bahsettik. Ancak direksiyonun başında olmak yetmez; nereye, nasıl ve hangi camdan baktığınız, gideceğiniz yolun rengini belirler. Çoğumuz hayatı, çocukluğumuzdan beri bize tahsis edilen o tek ve dar pencereden izliyoruz. Ve ne yazık ki, o pencereden göremediğimiz her şeyi "yok" sayıyoruz.
Şu an bir otobüs yolculuğunda olduğunuzu hayal edin. Sadece sol camdan bakıyorsunuz. Sol tarafta uçsuz bucaksız, gri bir bozkır var. Siz yolculuğu "ne kadar sıkıcı ve renksiz bir yol" diye tarif ediyorsunuz. Oysa sağ taraftaki pencereden bakan yolcu, masmavi bir denizi ve yemyeşil ormanları izliyor. Hakikat hem bozkırın hem de denizin aynı anda var olmasıdır. Sizin gerçeğiniz ise, sadece hangi pencerenin önünde oturduğunuzla ilgilidir.
İşte hayatı tam da burada ıskalıyoruz. Kendimize tek bir bakış açısı seçiyor ve dünyayı o dar aralıktan anlamaya çalışıyoruz.
Muavin kitabımda üzerinde en çok durduğum konulardan biri de buydu: İnsanın kendi camındaki tozu, dünyanın kiri sanması. Eğer sizin pencereniz öfke, kırgınlık veya güvensizlik isiyle kaplanmışsa, dışarıdaki en parlak güneşi bile solgun görürsünüz. Sonra da oturup "dünya neden bu kadar karanlık?" diye hayıflanırsınız. Oysa mesele dünyanın karanlığı değil, sizin bakmayı seçtiğiniz camın kirliliğidir.
Geçen hafta konuştuğumuz o "seçim" meselesi burada devreye giriyor. En büyük seçimimiz, hangi pencereden bakacağımıza karar vermektir. "Bu insan bana neden böyle davrandı?" sorusuna sadece "Beni sevmiyor" penceresinden bakarsanız, onun kendi içindeki yangınını (hakikati) asla göremezsiniz. Tek taraflı bakmak, hayatın devasa senfonisini tek bir notaya mahkûm etmektir.
Bu hafta, baktığınız pencereleri bir yoklayın. Bir olay karşısında verdiğiniz o ilk tepki, acaba hep aynı pencerenin önünde beklediğiniz için mi? Yan koltuğunuzdaki o Muavin size bazen "Bir de şu sağ aynaya bak, orada kaçırdığın bir hayat var" diye fısıldar. O fısıltıya kulak verin.
Çünkü hakikat, pencerelerin ötesindedir; ama ona ulaşmak için önce o güvenli, alışık olduğumuz camın arkasından kafamızı çıkarmamız gerekir.
Bugünün sorusu gelsin o zaman: "Bugün yaşadığın bir soruna, her zamanki 'haklılık' pencerenden değil de hiç denemediğin bir 'merak' penceresinden baksaydın, manzara nasıl değişirdi?"
PAYLAŞ
Bu içeriği sevdiklerinizle paylaşın.
BU MAKALE HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Serdar KAŞKAYA - Analist ve Yazar
Kose Yazari
Serdar KAŞKAYA - Analist ve Yazar, Tokat Medya bünyesinde güncel ve özgün köşe yazıları kaleme almaktadır.
YAZARIN EN ÇOK OKUNAN YAZILARI
Zamanın Kiracısı
Kader ve Zaman İlişkisi: Zamanın Sahibi miyiz, Kiracısı mı?
Kaderin Durakları ve Bizim Bekleyişlerimiz
Kaderin Durakları ve Bekleme Sanatı: Zamanı Zorlamanın Bedeli
Yolculuğun tadını çıkarmak için varmayı mı bekliyorsun?
Anı Yaşamak ve Farkındalık: Ön Camdaki Gerçeklik, Geçmişin dersleri ve geleceğin planları arasında sıkışıp kalmak
Dikiz Aynasına Takılıp Kalmak
Geçmişin Gölgesinden Kurtulmak: Dikiz Aynası ve Kör Noktalar