KADIN OLMAK
Görünmez Kanatlarla Yürümek: Sosyal Hayatta Kadın Olmak
Hayatın akışına şöyle bir baktığımızda, kadının toplumdaki yerini tarif ederken hep bir "denge" kelimesine tutunuruz.
Ancak bu denge, sakin bir gölde sandal yüzdürmeye benzemez.
Kadın olmak; bir yanda geleneksel rollerin omuzlara yüklediği "fedakârlık" mirasını taşımak, diğer yanda kendi ürettiği değerle ekonomik özgürlüğün kapısını aralamaktır.
Toplumun temel taşı olan kadın, aslında çoğu zaman görünmez bir emeğin mimarıdır.
Bu emeğin en somut ve en zarif hali, bir kadının parmak uçlarında şekillenir.
Örneğin; bir kumaşı sabırla işleyen, tahta baskı kalıplarıyla bir desene can veren ya da tığının ucunda bir gelecek biriktiren o kadını düşünün.
O, sadece bir eşya üretmez; sabrını, zekâsını ve hayallerini o işe katar.
Evinin bir köşesini atölyeye çeviren, kurslarda öğrendiği bir tekniği iş fikrine dönüştüren her kadın, aslında sessiz bir devrim başlatmaktadır.
Ne var ki, kadının bu muazzam yaratıcılığı her zaman hak ettiği alkışı alamaz.
İş dünyasına veya kamusal alana adım attığında, karşısına çıkan ilk engel yetkinliği değil, önyargıların ördüğü o meşhur "cam tavanlar" olur.
El emeğiyle bir şeyler başarmaya çalışan kadın, hem pazar yerinde veya dijital mecralarda hakkını savunmak hem de günün sonunda kapıdan içeri girdiğinde tüm rollerinden sıyrılıp "toparlayıcı" olmak zorundadır.
Bu beklenti, kadını bir "süper kahraman" olmaya zorlarken, aslında onun o nasır tutan ellerindeki yorgunluğu görmezden gelir.
Yine de tüm bu karmaşanın içinde kadının duruşu, bir direnişten ziyade bir varoluş sanatıdır.
Eğitimle güçlenen, bir kursun kapısından içeri girip oradan bir iş sahibi olarak çıkan, elinin emeğini kazanca dönüştüren her kadın; sadece kendi hayatını değil, toplumun çehresini de değiştirir.
Kadının üretimde ve karar mekanizmalarında olduğu bir dünya, daha empatik, daha adil ve daha sağduyulu bir dünyadır.
Çünkü bir deseni ilmek ilmek işleyen kadın, toplumu da aynı özenle inşa eder.
Ve nihayetinde bilinmelidir ki; kadının varlığına sırtını dönenlerin yarattığı o derin sessizlikte, bizler duymazların sağırlığına, görmezlerin karanlığına rağmen üretmeye, yazmaya ve dünyayı ilmek ilmek dokumaya devam ediyoruz.
Kadın; sadece bir yuvanın çatısı değil, medeniyetin ana sütunudur.
Unutulmasın ki, kadının emeğini ve zekâsını hayatın dışına iten her toplum, aslında kendi geleceğini karanlığa mahkûm etmektedir.
Bizler buradayız; ne sığdırılmaya çalışıldığımız kalıplara sığacağız, ne de gölgelerde kalacağız.
Çünkü kadın ışık demektir ve hiçbir karanlık, kendi içinden doğan güneşi sonsuza dek gizleyemez.
PAYLAŞ
Bu içeriği sevdiklerinizle paylaşın.
BU MAKALE HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Arzu ARSLAN - Sosyolog- Aile Danışmanı
Kose Yazari
Arzu ARSLAN - Sosyolog- Aile Danışmanı, Tokat Medya bünyesinde güncel ve özgün köşe yazıları kaleme almaktadır.
YAZARIN EN ÇOK OKUNAN YAZILARI
ELİNDEN GELENİ YAPTIYSAN GERİSİNİ SEYRET
muzlarınızdaki görünmez dağları indirin. Çözülmeyen düğümleri kendi vaktiyle baş başa bırakın. Derin bir nefes alın ve "Ben elimden geleni yaptım, artık gönül rahatlığıyla seyredeceğim" diyerek hayatın akışını en çok merhamet edene emanet edin. Göreceksiniz; yükünüz hafiflediğinde, içine girdiğiniz bu yolda yürümek ne kadar da güzel olacak.
HER EV BİR KIŞLA GİBİYDİ, HER YÜREK BİR CEPHE
15 Temmuz gecesinde milletin gösterdiği birlik, cesaret ve vatan sevgisini anlatan duygu yüklü bir makale. Her evin bir kışlaya dönüştüğü o tarihi gecede yaşanan fedakârlık, bağımsızlık ruhu ve şehitlerimize duyulan minnet güçlü ifadelerle anlatılıyor.
IHLAMUR KOKULU ŞEHİR :TOKAT
Tokat’ta ıhlamur sadece bir kış çayı değil, Yazmacılar Hanı’nda asırlık bir zanaatın kalbidir. Ihlamur ağacının sanatla buluştuğu kadim hikayeyi keşfedin.
ANNELİK: BİR İSMİN İÇİNE SIĞMAYAN KAHRAMANLIK
Annelik; fedakârlığın, sabrın, merhametin ve karşılıksız sevginin en yüce halidir. Çocuk yetiştirmenin ötesinde ahlaklı nesiller inşa eden annelerin toplumdaki eşsiz rolünü anlatan bu duygu yüklü makale, anneliğin görünmeyen emeklerinin makalesidir.