KÖŞE YAZISI

LÜGATLARIN EN AĞIR KELİMESİ: KEŞKE

Reklam
İnsanoğlu yüzyıllardır paha biçilmez hazinelerin, en nadide mücevherlerin ve ulaşılmaz lükslerin peşinden koştu durdu. Dünyanın en büyük zenginliğinin yeni yerler keşfetmek, dünyaya sahip olmak olduğunu sandı.

Oysa her şeyin çaresiz kaldığı, insanın kendi içine döndüğünde diz çöktüğü gizli bir eşik var.

Orada, dış dünyanın o göz alıcı koşturmacasının çok ötesinde, hesabı doğrudan ruhumuza kesilen bir başka kelime hükmeder.

Lügatların en ağırı, insanı en tenha köşesinde çaresiz bırakanı ve bedeli parayla değil, doğrudan "ömürle" ödenen o tek kelime: Keşke.

Evet, insanın kendine fısıldadığı en acı kelime "keşke"dir.

Kalbiyle Yürüyenlerin İnce Sızısı

"Keşke" dediğimiz o an, aslında zihnimizde geriye dönüşü olmayan bir zaman kapısını aralayıp geçmişin o değiştirilemez, soğuk duvarına çarptığımız andır.

Bu iki heceli kelime, arkasında yorgun bir pişmanlıklar yükü taşır.

Üstelik bu yükü sırtlayanlar, hayatı bencilce ya da öylesine yaşayanlar değildir.

Heybesinde çokça keşkesi olanlar; bu hayatta en çok kalbiyle yürüyenlerin, değer verenlerin ve kırılmasın diye etrafındakiler, hep kendinden eksiltenlerin ta kendisidir.

Bizim keşkelerimiz, en çok da sustuklarımızdan gelir.

Karşıdaki incinmesin diye yutkunduğumuz cümleler, düzen bozulmasın diye içimize attığımız haksızlıklar, hep bir adım geride durup sevdiklerimizin yolunu açtığımız o fedakar anlar...

Kendi ömrümüzü bir kumaş gibi harcayıp başkalarına elbiseler dikerken, kendimizi nasıl da unuttuğumuzun dilsiz, mahzun bir itirafıdır bu kelime. Kendi hayatımızın başrolünden vazgeçmişizdir; başkalarının hayatı eksilmesin diye, kendi ömrümüzün mumundan yakmışızdır.

Ve insan, geçmişin o geri döndürülemez günlerine her "keşke" dediğinde, ne yazık ki bugünün neşesini ve yarının ümidini de kendi elleriyle hırpalar. Bedelini saçlara düşen ince aklarla, göz kenarlarındaki o derin çizgilerle, yani doğrudan canıyla öder.

Şefkatli Bir Sığınak: "Hüküm O'nundur"

Peki, insanı içten içe kemiren bu sessiz törpüye karşı duracak, kalbimizi incitmeden saracak hiç mi bir çaremiz yok?

Var... İnsanın kalbine verebileceği en güzel teselli, en şefkatli nasihat, kaderin o huzurlu limanına sığınmaktır.

Hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğine inanmış teslimiyet sahibi bir gönül, aslında "keşke"nin soğukluğunda üşümemelidir.

Çünkü biliriz ki; biz ne kadar ince hesaplar yaparsak yapalım, kaderin üstünde daima her şeyi şefkatle ve hikmetle tasarlayan ilahi bir irade vardır.

Bizim şer gördüklerimizde ne büyük hayırlar, koptu sandığımız bağların ardında ne büyük korumalar gizlidir...

Geçmişteki bir yanılgıya, kaçırılan bir fırsata ya da uğradığımız bir haksızlığa takılıp kalmak, kendimizi geçmişin o karanlık zindanına gönüllü hapsetmektir.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) o zarif uyarısıyla, "Keşke demek, şeytanın ameline kapı açar" buyururken bize aslında şunu fısıldar:

O kapıyı aralama ki içeriye sitem, isyan ve seni tüketen bir ümitsizlik girmesin.

Mümin olan, kalbini hırpalamaz. Başını seccadeye koyar, "Olanda hayır vardır" der ve geçmişin muhasebesini kendini cezalandıran bir pişmanlığa değil; şefkatli bir ibrete, kalbi bir tövbeye dönüştürür.

Heybedeki Sızıyı "Rıza" ile Sarmak

Belki geçmişe dönüp o kesilen ömür kumaşını yeniden birleştiremeyiz.

Attığımız adımları, verdiğimiz kararları değiştiremeyiz.

Ama keşkelerin o omuzları çökerten ağır yükünü sırtımızdan indirmenin, kalbimizle helalleşmenin tek bir yolu var:

Onları bizi olgunlaştıran, bizi biz yapan birer lütuf olarak görmek ve Allah’ın takdirine rıza göstermek.

Sözün özü; hayat, geriye bakarak anlaşılır ama daima ileriye doğru yaşanır.

Bugün arkamıza baktığımızda içimizde bir burukluk hissediyorsak, tam da şu an kendimize şefkat gösterme vaktidir.

O keşkeleri alıp, "Elhamdülillah, her halimize, her yaşanmışlığa şükürler olsun" teslimiyetine çevirmeliyiz.

Geçmişte o fedakarlıkları yapan, o haksızlıklara susan kırgın insanla; bugün o adımların manevi derinliğini idrak eden olgun insan aynı değil ki... Bugünün kalbi derinliği, dünün o sızılarıyla yoğruldu.

Varsın geçmişte bizi yoran, kalbimizi acıtan dünyalık keşkelerimiz olmuş olsun; bugünden tezi yok, hepsini ilahi rahmetin o sonsuz kucağına bırakalım.

Ömür, hâlâ akıp giden ve telafisi ancak "şu an" yapılabilen yegane sığınağımız.

Şimdi teslimiyetin o hafifliğiyle derin bir nefes alma, geleceğe zarafetle yürüme vaktidir.

Artık heybemize yeni keşkeler değil, sadece o güzel huzuru yerleştirelim: "İyi ki Rabbim böyle takdir etmiş, iyi ki..."

PAYLAŞ

Bu içeriği sevdiklerinizle paylaşın.

Reklam

BU MAKALE HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Arzu ARSLAN - Sosyolog- Aile Danışmanı

Arzu ARSLAN - Sosyolog- Aile Danışmanı

Kose Yazari

21 YAZISI VAR

Arzu ARSLAN - Sosyolog- Aile Danışmanı, Tokat Medya bünyesinde güncel ve özgün köşe yazıları kaleme almaktadır.

YAZARIN EN ÇOK OKUNAN YAZILARI

TÜMÜ