KÖŞE YAZISI

Ölümün Gölgesinde Hayat Hesapları: Yarını Olan Var mı?

Reklam

Gözümüz hep gelecekte, aklımız hep bir sonraki planda…

“Şunu da halledelim, buraya da gidelim, bu işi de bitirelim, yarın şöyle yaparız…” diye diye takvimleri dolduruyor; sanki önümüzde hiç bitmeyecek yıllar varmış gibi yaşıyoruz.

Planlar yapıyor, hesaplar kuruyor, erteliyor, biriktiriyor, bazen kırıyor, bazen kırılıyoruz.

Ve bütün bunları yaparken en büyük yanılgımızı unutuyoruz:

Hiçbirimizin yarına çıkacağımıza dair bir garantisi yok.

Hayat, sandığımız gibi sonunu göremediğimiz uzun bir yol değil belki de. Bazen iki nefes arasındaki mesafe kadar kısa, göz açıp kapayıncaya kadar sönüveren bir mum ışığı kadar kırılgan…

Bugün aldığımız o feci kaza haberiyle bunu bir kez daha, hem de yüreğimiz acıyarak hatırladık.

Hayatlarının baharındaki iki genç, daha söyleyecek sözleri, yaşayacak günleri, kuracak hayalleri varken bir anda aramızdan ayrıldı.

Birileri belki onları akşam eve bekliyordu.

Belki yarına dair planları vardı.

Belki “sonra konuşuruz” dedikleri bir mesele, “yarın yaparım” dedikleri bir iş, sarılmayı erteledikleri bir anne, baba, eş, kardeş ya da dost vardı.

Ama o “yarın” gelmedi.

İşte insan böyle zamanlarda kendisine sormadan edemiyor:

Biz bu dünyada neyin kavgasını veriyoruz?

Ölüm, Görmezden Geldiğimiz En Yakın Gerçek

Ölüm hep yanı başımızda.

Varlığını bildiğimiz fakat günlük hayatın telaşı içerisinde unutmayı tercih ettiğimiz en değişmez hakikat…

İki genç fidanın ansızın hayattan kopup gitmesi, insanı ister istemez derin bir sorgulamanın ortasına bırakıyor.

Daha çok kazanmak için verdiğimiz mücadeleler…

Birbirimize üstün gelmek için söylediğimiz ağır sözler…

Yıllarca sürdürdüğümüz küslükler…

Kırılan kalpler…

“Ben haklıyım” diyebilmek uğruna kaybettiğimiz insanlar…

Makamlar, paralar, mallar, hesaplar, hırslar…

Hepsi bir anda ne kadar da küçülüyor.

Çünkü ölüm kapıyı çaldığında ne banka hesabımıza bakıyor ne makamımıza ne unvanımıza ne de yarım bıraktığımız planların ne kadar önemli olduğuna…

İnsanın bütün büyük hesapları, bazen küçücük bir mezar taşının üzerindeki iki tarih arasına sığıveriyor.

Doğduğu gün ve öldüğü gün…

Peki ya o iki tarihin arasına ne sığdırdık?

Asıl mesele belki de budur.

Kaç kişinin kalbine dokunduk?

Kaç kırgınlığı bitirdik?

Kaç insana iyilik yaptık?

Kaç defa “Seni seviyorum”, “Hakkını helal et”, “İyi ki varsın” diyebildik?

Ve kaçını, nasılsa yarın söyleriz diye erteledik?

Üç Günlük Acılar, Bir Ömürlük Sessizlikler

Toplumsal reflekslerimiz ne yazık ki çoğu zaman birbirine benziyor.

Bir kaza, bir ölüm, bir felaket haberi duyuyoruz.

Üzülüyoruz.

“Allah rahmet eylesin” diyoruz.

“Çok gençti…”

“Yazık oldu…”

“Daha yaşayacağı ne günler vardı…”

Sonra birkaç gün geçiyor.

Hayat yeniden hızlanıyor.

Telefonlar çalıyor, işler başlıyor, gündem değişiyor, yeni haberler geliyor ve dışarıdaki insanların hayatı kaldığı yerden devam ediyor.

Ama bazı evlerde hayat hiçbir zaman kaldığı yerden devam etmiyor.

Asıl hikâye, kalabalıklar dağıldığında başlıyor.

Taziye için gelenler evlerine döndüğünde…

Telefonlar artık daha az çaldığında…

Kapı önündeki ayakkabılar azaldığında…

İşte o zaman bir anne çocuğunun odasının kapısını açıyor.

Bir baba, kimse görmeden bir köşede sessizce ağlıyor.

Bir kardeş, artık hiç çalmayacağını bildiği bir telefon numarasına bakıyor.

Dolapta asılı kalan bir gömlek, masanın üzerinde unutulmuş bir eşya, telefondaki son mesaj, birlikte çekilmiş bir fotoğraf…

Hepsi başka bir dille konuşmaya başlıyor.

Dışarıdakiler için birkaç günlük olan acı, o evin içinde bazen bir ömür sürüyor.

“Zaman her şeyin ilacıdır” derler.

Belki de değildir.

Bazı acılar geçmez.

Bazı boşluklar dolmaz.

Bazı insanlar unutulmaz.

İnsan yalnızca o eksiklikle yaşamayı, o yangınla birlikte nefes almayı öğrenir.

Peki Biz Ne Zaman Yaşayacağız?

Belki kendimize sormamız gereken bir başka soru da budur.

Hep yarını bekliyoruz.

Mutlu olmak için yarını…

Sevdiklerimize vakit ayırmak için yarını…

Anne babamızı ziyaret etmek için yarını…

Bir dostumuzu aramak için yarını…

Özür dilemek için yarını…

Helalleşmek için yarını…

Yaşamak için bile yarını bekliyoruz.

Fakat insanın en büyük yanılgılarından biri, yarının kendisine ait olduğunu zannetmesidir.

Oysa bize verilen tek kesin zaman “şimdi”dir.

Belki de bu yüzden seviyorsak bugün söylemeliyiz.

Özlediysek bugün aramalıyız.

Kırdıysak bugün gönül almalıyız.

Küsmüşsek bugün barışmalıyız.

Anne babamız hayattaysa bugün yanlarına oturmalıyız.

Çocuğumuz “Benimle biraz ilgilen” diyorsa, “işim bitsin” demeden bugün ona sarılmalıyız.

Çünkü bazen insanın hayatında en ağır iki kelime şunlar oluyor:

“Keşke yapsaydım…”

Sonunda Yanımızda Ne Götürüyoruz?

Ölüm bu kadar yakınımızdayken hayatı bu kadar hırsla ve birbirimizi kırarak yaşamak ne büyük bir yanılgı…

Bir gün hepimizin masası boş kalacak.

Telefonumuz susacak.

Yarım kalan işlerimizi başkaları tamamlayacak.

Sahip olmak için ömrümüzü tükettiğimiz şeyler başkalarına kalacak.

Bizimle beraber gidecek olan ise insanların hafızasında ve gönlünde bıraktığımız iz olacak.

Belki bir iyilik…

Belki içten bir dua…

Belki yetimin başını okşayan bir el…

Belki dara düşmüş bir insana uzattığımız yardım…

Belki kırmak yerine sustuğumuz bir an…

Belki de yıllar sonra bile bizi hatırlayan birinin;

“Allah ondan razı olsun, iyi insandı…”

demesi.

İşte belki bütün servet bundan ibaret.

Bugün hayatlarının baharında aramızdan ayrılan gençlerimize Allah'tan rahmet; ailelerine, yakınlarına ve sevenlerine sabır diliyorum.

Rabbim geride kalanlara dayanma gücü versin.

Onların ardından bize de büyük bir ders kalsın:

Hayatı ertelemeyelim.

Sevgimizi ertelemeyelim.

İyiliği ertelemeyelim.

Özrü, helalleşmeyi, anne babamıza sarılmayı, çocuklarımızla geçireceğimiz zamanı ertelemeyelim.

Dün geçti.

Yarının geleceğini bilmiyoruz.

Elimizde yalnızca bugün var.

Ve kendi ellerimizle inşa ettiğimiz bu geçici dünyadan giderken ardımızda bırakabileceğimiz en kıymetli miras; mal, makam ya da unvan değil, insanların gönlünde kalan hoş bir sedadır.

Çünkü ölüm, hayatın karşısında duran uzak bir son değil; hayatın kıymetini bize hatırlatan en büyük hakikattir.

Ve belki de bütün bu koşuşturmanın ortasında insanın kendisine zaman zaman sorması gereken tek bir soru vardır:

Yarın için bu kadar hesap yapıyoruz da…

Yarını olan var mı?

PAYLAŞ

Bu içeriği sevdiklerinizle paylaşın.

Reklam

BU MAKALE HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

Arzu ARSLAN - Sosyolog- Aile Danışmanı

Arzu ARSLAN - Sosyolog- Aile Danışmanı

Kose Yazari

22 YAZISI VAR

Arzu ARSLAN - Sosyolog- Aile Danışmanı, Tokat Medya bünyesinde güncel ve özgün köşe yazıları kaleme almaktadır.

YAZARIN EN ÇOK OKUNAN YAZILARI

TÜMÜ